Kıskançlık... Hepimizin hayatına bir şekilde gizliden gizliye uğramış bir duygu. Kabul etmesi zor, ama orada bir yerlerde hep var. Bazen en yakın arkadaşımızın başarılarına içten içe sevinemediğimizde, bazen partnerimizin geçmişini düşündüğümüzde ya da kardeşimize gösterilen ilgiyi kendi çocukluğumuzla kıyasladığımızda çıkıveriyor ortaya. Ve çoğu zaman onu bastırıyoruz, çünkü "kıskanmak" ayıpmış gibi geliyor.

Biliyor musunuz; ben de küçükken kardeşimi kıskanırdım. Daha birkaç yaşındaydım, konuşmayı bile tam öğrenememişken… Annem kucağında yeni doğan kardeşimi tutunca içimden bir şeyler kopmuştu sanki. O zamanlar bu duygunun adını koyamamıştım ama şimdi biliyorum: Kıskanmakmış.
Hatta bugün gibi de hatırlıyorum; annem kardeşimi kucağına ilk aldığında yanına gidip sessizce yastığımı almıştım. "Ben artık burada yatmam" demiştim. İki yaşında bir çocuğun hayatında ne büyük bir hayal kırıklığıysa artık… O an içimde kıpırdayan o tanımsız şeyin adıymış kıskançlık.
Yıllar geçtikçe ve o küçük kız çocuğu Gülşen büyüdükçe anladım ki; bu duygu yalnızca çocukluğa ait değil. Hatta belki de tam aksine, büyüdükçe daha karmaşık hale geliyor. Kardeşler arasında, aile içinde, dostluklarda, iş yerinde... Kıskançlık hayatın her alanında bize eşlik ediyor. Bazen fark etmeden, bazen bastırarak ama hep orada bir yerde duruyor.
Ama gelin dürüst olalım: Kıskanmak insan olmanın bir parçası. Mesele onun varlığı değil, onunla nasıl baş ettiğimiz.

Kardeş Kıskançlığı: "Annem onu daha çok seviyor galiba…"
Kıskançlık duygusunun ilk filiz verdiği yer genellikle ailemiz oluyor. Özellikle de kardeşler arasında… Eve yeni gelen bir bebekle birlikte, evin büyük çocuğu bir anda tahtından edilebiliyor. Önceden sadece ona ait olan ilgi ve sevgi, bundan sonrasında ikiye bölünüyor. Bu da çocuk aklıyla anlaşılması zor bir durum olmaktan öteye geçemiyor maalesef.

Birçok aile bu durumu "Naz yapıyor." diyerek geçiştirir ama çocukların duyguları da en az yetişkinlerinki kadar gerçektir. Kardeş kıskançlığını sağlıklı yönetmenin yolu ise çocuğa kendini özel hissettirmekten geçiyor. Ona bire bir zaman ayırmak, duygu ve düşüncelerini önemsemek, "Sen büyüksün, anlayışlı olmalısın." demek yerine "Sen de bizim için değerli ve özelsin, seni anlıyoruz." diyebilmek büyük fark yaratıyor.
Bu tür kıskançlıklar çoğu zaman konuşulmadığı için büyüyor. Oysa aile içi ilişkilerde açık iletişim, bu duyguların kırıcı hale gelmeden paylaşılabilmesi, sağlıklı bağların anahtarı olabiliyor.

Sosyal Medya Kıskançlığı: Mış Gibi Hayatlara Özenmek
Sosyal medya… Hayatımızın her anına sızmış durumda. Sabah gözümüzü açar açmaz elimiz telefona gidiyor. Kim ne yapmış, nereye gitmiş, kim kiminleymiş?
Geçenlerde bir arkadaşım, "Benim gibi işsiz biri, nasıl herkesin terfi haberini alkışlasın ki?" dedi. Haklıydı da... Hepimiz zaman zaman sosyal medyada başkalarının hayatını izleyip kendi hayatımızı sorgular olduk. Ve bu, arkadaşlıklarımızı da zedelemeye başladı. İçten içe kıskandığımız kişilere karşı farkında olmadan mesafe koyuyoruz.
Bir arkadaşımızın tatil fotoğrafını görüyoruz: bembeyaz kumlar, turkuaz deniz, arkada güzel bir fon müziği… O an içimizden bir "Keşke ben de orada olsaydım." geçiyor. Başka bir gün, biri nişanlandığını duyuruyor, diğeri yeni işe girdiğini yazıyor. Kendi hayatımıza dönüp bakıyoruz, belki de o anki durağanlığımız daha çok batıyor.
Ama şunu hep hatırlatmak gerekiyor kendimize: Sosyal medya, gerçeğin parlatılmış versiyonudur. Kimse mutsuzken fotoğraf paylaşmaz. Kimse kavgasını, yalnızlığını, başarısızlığını sergilemez. Herkes "en iyi anlar"ını gösterir, bizse kendi sıradan günümüzle kıyaslarız o fotoğrafları.
Ve bu kıyas, en tehlikelisi. Çünkü kendimizi yetersiz hissettikçe kıskançlık duygusu büyür, ardından değersizlik gelir. Bir döngüye gireriz, çıkması zor olur. Son zamanlarda bu girdapta dönüp duran kaç kişiyiz? Haydi elleri sayalım.

Arkadaş İlişkilerinde Kıskançlık: Yeri Ayrı, Ama Yaralayıcı
Bir de arkadaşlıklar var tabii. Özellikle yakın arkadaşlar arasında bu duygu sessizce kol gezer. "Eskisi gibi değilsin" demek kolay olmuyor. O da başka biriyle yakınlaşmış, siz dışarıda kalmışsınız gibi hissediyorsunuz.
Bazen de sosyal medyada yakalıyoruz kendimizi. Bir instagram hikayesi, bir paylaşım... "Beni çağırmamışlar mı?" düşüncesi hemen zihne düşüyor. Komik ama gerçek: Eskiden mektup beklerdik, şimdi hikâye kıskanıyoruz.
Bu kıskançlıklar çoğu zaman arkadaşlıkların sonunu getirmez, ama içte bir tortu bırakır. İşte o tortuyu temizlemenin en iyi yolu da dürüstlük. Kırılmadan, suçlamadan duyguyu paylaşabilmek... Duygumuzu fark edip onu kabullenebilmek... Çünkü kıskançlık da çok insani ve hatta bizden biri gibi… Zor ama imkânsız değil.
Ama gerçek şu ki: Kıskançlık çoğu zaman sevgiden değil, özgüven eksikliğinden beslenir.

Peki Ne Yapmalı?
Kıskançlığı tamamen yok etmek mümkün değil, ama onunla sağlıklı bir ilişki kurmak mümkün. İşte birkaç öneri:
Kendi değerini unutma:Kıskandığın kişilerin senin sahip olmadıklarına sahip olması, senin eksik olduğunu göstermez. Kendi güçlü yönlerini fark etmek, kıskançlıkla baş etmenin ilk adımı.
Kendinle kıyasla, başkasıyla değil: Dünkü halinle bugünkü halini kıyaslamak, ilerlemene odaklanmanı sağlar. Başkalarının yolculuğu sana ilham olabilir, ama hedefin seninle ilgili olmalı.
Duygularını bastırma, anla: Kıskandığını fark ettiğinde kendine kızmak yerine, "Bu duygu neden geldi?" diye sor. Genelde kıskançlığın altında değersizlik, dışlanma ya da sevilmeme korkusu yatar.
Açık iletişim kur: Partnerinle, ailenle veya arkadaşınla hissettiklerini paylaşmak, ilişkileri onarıcı bir şekilde güçlendirir. Sessiz kalmak, duygunun büyümesine neden olur.
Sosyal medya detoksu yap: Sürekli kıyaslama hali içinde olmaktansa, bazen ekranı kapatmak en iyi çözümdür.

Kıskanmak ayıp değil, insanca... Ama bu duygunun bizi ele geçirmesine izin verdiğimizde, en değerli ilişkilerimizi bile yıpratabiliyor. Kendimize dürüst olup, bu duyguyu bastırmadan ama onun esiri olmadan yaşamak, daha sağlıklı bağlar kurmamızı sağlar.
Son olarak unutma sevgili okur: Başkasının ışığı seninkini gölgeleyemez. Hepimizin parlayacağı bir alan mutlaka vardır