ABD'nin yoğun arabuluculuğunun ardından Şam ile YPG/SDG arasında ateşkes ve nihai entegrasyonu öngören 10 Mart mutabakatı YPG/SDG'nin uzlaşmaz tutumu sebebiyle uygulanamamıştır. Şara yönetiminin YPG/SDG'ye tanıdığı uzun vadeli tolerans 2025'in sonu itibariyle tükenirken bu sürecin ilk çıktısı Halep'ye YPG/SDG kontrolündeki Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallerinin terör örgütünden temizlenmesi olmuştur. Suriye hükümetinin tüm uyarılarına rağmen bölgeyi tahliye etmeyen terör örgütü YPG/SDG Suriye ordusu tarafından gerçekleştirilen operasyona karşı direnemedi. Önce Eşrefiye ardından Şeyh Maksud'da Suriye ordusunun hızlı ilerleyişinin ardından örgüt mensupları ve aileleri açılan güvenli koridordan kafileler halinde muhiti terk etmek zorunda kalmıştır.
Suriye ordusunun etkili müdahalesi ve sivil kayıpları minimuma indirmeye yönelik stratejisi sonuç verirken Halep şehir merkezi sivil kayıpların yer aldığı bir trajediye sahne olmadan YPG/SDG'den arınmıştır. Söz konusu mahallelerde bulunan örgüt mensupları uzun yıllar boyunca Esad rejimi ve İran destekli milis güçlerle iş birliği halinde olmuş ve Halep'teki muhalif güçlerin Esad rejimi tarafından kuşatılması sürecinde de aktif rol oynamışlardır. Hem kanlı Halep kuşatmasının paydaşı olması hem de keskin nişancılarla devrim sonrasında dahi Halep'te terör estirmeleriyle Halep halkı için düşman konumunda olan örgütün bölgeden çıkarılması Şara yönetiminin Halep halkı nezdindeki teveccühünü de ciddi şekilde arttıracaktır. Operasyonun askeri sahadaki başarısı kadar diplomatik sahadaki görüntüsü de Şam'ın karnesine artı yazmaktadır. Bir dönem ABD ve AB'nin bölgedeki favori partneri konumunda olan YPG/SDG'ye yönelik bu operasyon esnasında ABD ve AB'den ciddi herhangi bir tepki gelmemiştir. Hatta Cumhurbaşkanı Şara operasyonla eş zamanlı olarak Avrupa Birliği (AB) Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ve AB Konseyi Başkanı Antonio Costa'yı Şam'da ağırlayarak uluslararası konjonktürün değiştiğini tüm bölgeye ve YPG/SDG'ye göstermiştir.
YPG/SDG'nin 10 Mart Mutabakatına uyum sağlamaya ayak diretmesi örgütün çözümsüzlük üzerinden zaman kazanma amacında olduğunu uluslararası kamuoyuna göstermiştir. Şam ile YPG/SDG arasındaki sorunun müzakereler yoluyla çözülmesini isteyen ve yeni dönemde YPG/SDG'ye dair siyasi, askeri, mali yatırımlarını peyderpey azaltması beklenen ABD ise YPG/SDG'nin bu tavrından hoşnut değildir. Geçtiğimiz aylarda ABD'nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack'ın YPG/SDG'yi Şam ile masaya oturup anlaşmak hususunda çokça teşvik ettiği, hatta bu teşviğin dönem dönem "baskıya" dönüştüğüne dair çok sayıda iddia uluslararası medyada yer almıştır. Barrack'ın göreve gelişi ve Suriye'de devrim sürecinin yaşanmasının ardından ABD'nin bölgede Türkiye ile arasındaki ilişkiler üst düzey iş birliği seviyesine çıkarken Şara yönetimi de Ankara ve Riyad'ın da destekleriyle Washington ile olumlu yönde bir ilişki inşa etme sürecine girmiştir. Tüm bu inşa süreci Şara'nın Washington'da ABD Başkanı Trump ile bir araya gelmesi, Daeş ile mücadelede Suriye Ordusu ile ABD güçlerinin ortak operasyonlar düzenlemesi ile zirve noktasına çıkmıştır. ABD'nin İsrail'i Suriye'deki kara ve hava saldırılarını durdurması bağlamında uyarması ve son tahlilde bu tacizleri engellemesi de yakın dönemin diplomatik kazanımları olarak göze çarpmaktadır. İç savaşın kaotik ortamında düşük maliyetli bir aparat olarak "konjonktürel" bir önem kazanan YPG/SDG için savaşın sona ermesi ve ardından Şam'da kurulan hükümetin uluslararası meşruiyet ve desteğe sahip olması tabiri caiz ise "devranın dönmesi" anlamına gelmektedir. "Meşru bir yönetimin" olmadığı, iç savaşın hakim olduğu Suriye'de DAEŞ'e karşı ortaklık bahanesi ile meşrulaştırılıp parlatılan YPG/SDG'ye ABD'nin ihtiyacı -2026 itibariyle- azalmıştır. Artık Washington tarafından da tanınan, meşru ve ABD ile DAEŞ'e karşı mücadelede ortak askeri operasyonlar yapan bir hükümetin varlığı YPG/SDG'nin varlığını sorgulatan yeni bir gerçekliktir. Örgütün ABD'ye çıkardığı doğrudan maliyetin yanı sıra Türkiye ve Suudi Arabistan gibi Suriye'nin istikrarını bölgesel hedefleri içine koyan bölgesel partnerler de YPG/SDG'nin Şam'a istikrarsızlık getirmesinden rahatsız olacaktır. ABD tüm bu zorunlu değişimi öngörerek YPG/SDG'yi kansız bir entegrasyon sürecine ikna etmeye çalışırken terör örgütü ise sığ politik vizyonu sebebiyle halen sahadaki gerçekliğin değiştiğini göremiyor veyahut bu gerçeği kabullenemiyor. Bu gerçeklikten kopukluk örgütün Suriye hükümetine karşı milis olarak savaştırarak ve/veya intihar saldırganı olarak kullanarak ölümüne sebep olduğu kız çocuklarını "şehitler" olarak duyurması gibi fahiş hatalara yol açmaktadır. Bölgesel düzenin ve saha gerçekliğinin değiştiğini kabullenemeyen YPG/SDG, DAEŞ'e karşı savaştığı dönemlerde olduğu gibi "çocuk askerlerinin" ve "intihar saldırganlarının" göz ardı edileceğini ya da "özgürlük savaşçıları" olarak Batı medyasında kabullenileceğini beklese de son çatışmalar bu beklentinin bir temenniden öte olmadığını göstermiştir.
Suriye ordusu Halep şehir merkezinde kazandığı ivmeyle Halep'in doğu kırsalında Deir Hafer-Meskene hattındaki YPG/SDG varlığını sıkıştırmaya başlamış ve ilk etapta örgütü Fırat'ın doğusuna püskürtme hedefini gözüne kestirmiştir. Cumhurbaşkanı Şara'nın geçtiğimiz günlerde Irak merkezli Şems TV'ye verdiği röportajda da YPG/SDG'nin uzlaşmadan uzak, Kandil'den emir alan bir yapı olduğu Şara tarafından vurgulanırken ayrıca örgütün hakim olduğu topraklarda yaşayan nüfusun kahir ekseriyetinin de Araplar olduğu dile getirilmiştir. 2026'nın ilk günleri itibariyle YPG/SDG'ye verilen sürenin dolmasına müteakip Şam'ın harekete geçişi, Halep'in temizlenişi ve Halep kırsalına yönelme önümüzdeki aylarda YPG/SDG'nin uzlaşmaya yanaşmaması ihtimalinde operasyonların şiddetinin artabileceği ihtimalini göstermektedir. Ayrıca Şara'nın doğu Suriye'deki Arap yoğun nüfusa vurgu yapması ve Şam hükümetinin bilhassa Suveyde'de yaşanan Dürzi-Bedevi gerginliği sürecindeki aktif temasları da Rakka-Deyrezzor hattında YPG/SDG'ye yönelik -hükümet destekli- bir Arap ayaklanması çıkma ihtimalini de güçlü kılmaktadır. Son tahlilde Şam hükümeti Türkiye'nin de askeri ve diplomatik desteği ile verilen sürenin ardından YPG/SDG'ye yönelik ilk tasfiye hamlesini gerçekleştirmiştir. YPG/SDG'nin Halep'te çok direnememesi örgüt kitleleri için olumsuz bir mesaj olurken örgütün hakimiyeti altında yaşayan Arap unsurlar için de olası bir ayaklanma için teşvik edici olacaktır. YPG/SDG'nin Kandil çizgisinde uzlaşmadan uzak tutumunu devam ettirmesi bölgede yeniden kan akmasına yol açacaktır lakin değişen küresel ve bölgesel dengeler YPG/SDG'nin raf ömrü tükenmiş bir ürün haline gelmesine yol açmıştır. Ateşkes ve Şam ile tam entegrasyon örgütün en azından siyasi bir hareket olarak varlığını sürdürebilmesi için en rasyonel ve nihai çözümdür. Lakin Kandil'in mazisi bu süreçte sonuç vermeyecek bir inat döngüsüne örgütün girme ihtimalini güçlendirmektedir.