Türkiye'nin en iyi haber sitesi

İBRAHİM ALTAY

Türk yayıncılığında ithalat çılgınlığı

Türkiye'de her sene yüze yakın kitap fuarı tertip ediliyor. Bu fuarların hemen hepsi okurla yayıncıyı ve kimi zaman da yazarı buluşturan 'perakende satışa yönelik faaliyetler. Bir nevi festival yahut panayır havasında geçiyor. Elbette çok faydalı. Kitabı gündem yapıyor, okurun kitaba ve yazara ulaşmasını kolaylaştırıyor, yayıncılar için de ticari bir canlılık vücuda getiriyor.



Uluslararası kitap fuarlarını incelediğimizde ise farklı bir manzara ile karşılaşıyoruz. Pek çoğunda doğrudan kitap satışı yapılmıyor. Maksat farklı ülkelerde faaliyet gösteren yayıncıları bir araya getirerek birbirlerinden haberdar olmalarını sağlamak. O yıl çıkan kitaplar görücüye çıkarılıyor, telif hakları ticareti yapılıyor. Elbette bu ticaret umumiyetle tek yönlüdür, müesses kültürel nizamı temsil eden ülkelerin ve mefkurenin yayıncıları lehine işler.
İşin erbabı der ki "Esas kitaplar ajanslar marifetiyle çoktan alınıp satılmıştır. Fuardaki görüşmeler, tanışmalar birer formaliteden ibarettir. Bir de kırıntıları toplamaya çalışan, el yordamıyla yolunu bulmaya çalışan küçük yayıncılar vardır. Onlar da nadiren bir keşif yaparlar."



O KAFA!
Perakende kitap satışı yapılsa da yapılmasa da fuarlar kültürel hegemonya teşebbüslerinin aparatı haline gelir. Neyi ön plana çıkaracağız ve neyi görmezden geleceğiz diye düşünen bir kafa her zaman vardır. Omuzlar ve kollar değişse de o kafa değişmez. Bunu anlamak için, sözgelimi, sadece TÜYAP'ın kurulumuna, standların dağılımına, yılın yazarı seçimlerine vs. bakmak yeterlidir. Diğer fuarlar da çok farklı değil.
Bu yıl Prof. Dr. Ekrem Demirli ve Mustafa Akar ile katıldığımız Frankfurt Kitap Fuarı'nda manzara farklı değildi. Cemiyetin seçkinleri vardı ve onların sofralarına oturmaya çalışan taşralılar. Aristokratlar, yeni yetme burjuvalar, yerini kaptırmamaya çalışanlar, basamakları hızla tırmanmak isteyenler, ortamcılar, eşkiyalar, gerillalar, avareler ve sair zümreler... Hepsi oradaydılar, fakat bu başka bir yazının konusu olacak.



ÇEVİRİ ÇÖPLÜĞÜ
Bu yazının konusu kimin daha güzel, kimin daha zeki, kimin daha bilgili ve hatta kimin daha becerikli olduğundan daha derin bir mesele... Sağcısını, solcusunu, orta yolcusunu, birlikçisini ve dernekçisini ilgilendiren bir mesele... Fuardan döndükten sonra katıldığı Düşünce ve Hayat programında Ekrem Demirli hocamızın altını çizdiği gibi: "Türk yayıncılığı büyük ölçüde çeviriye bağlı bir yayıncılık haline gelmiştir." Çok doğru fakat biz buraya niye düştük ve nasıl düştük sorularıyla birlikte irdelenmesi gereken bir tespit.
Yayıncıların adeta 'deli gibi' yaba ncı dillerde yayınlanmış kitapların haklarının peşinde koştuğu gözlemini paylaşan Demirli bunu bir "ithalat çılgınlığı" olarak niteliyor. Haksız da değil. Yayıncılarımızın çoğu yumurtanın içiyle ilgilenmeyi çoktan bırakmışlar ve kabuğu dışarıdan kırmak için bir ithalat yarışına girmişler. Çeviri eserlerin toplumların inkişafında oynadığı rol elbette yadsınamaz ama bunun yolu memleketi bir çeviri çöplüğüne çevirmekten mi geçiyor?



ÖZGÜVEN SORUNU
Tercümeye karşı çıktığım zannedilmesin, bir yayıncı olarak bunu düşünmek dahi delilik sayılabilir. Kastım şu: Başka bir dilde yayımlanmış olması herhangi bir metni muteber kılmaz. Türkçe'de yazılmış kitaplara nasıl şüpheyle yaklaşıyorsak diğer dillerde yazılmış kitaplara da en az o kadar eleştirel yaklaşmalıyız. Meşhur benzetmeye müracaat ederek söyleyecek olursak: "Sokaklarda mandolin çalan dilencileri, ki yerinde çok güzeldirler, okurlarımıza Batı kültürünün seçkin eserleri olarak sunmayı terk etmeliyiz..."
Tercüme eserlerin bu denli yayılmasının ortaya çıkardığı tek karmaşa bu değil. Vav Tv'deki programda Ekrem Demirli'nin veciz bir biçimde anlattığı gibi tercümecilik sadece tercüme eserleri değil telif eserleri de boğuyor. Bu akım yazarlarda, yayıncılarda ve hatta okurda ciddi bir özgüven eksikliğine yol açıyor. Çok iyi bildiğimiz hususları bile anlatamaz, hatta başkalarından öğrenmeye çalışır hale geliyoruz.
"Bu gidiş, gidiş değil" diyor Demirli. Kesinlikle değil. Üstelik kafamıza kadar çeviriye saplanmış durumdayız. Yayıncılığın bütün unsurları olarak bu meseleye kafa yormazsak önümüzdeki on yılları kaybetmemiz hiç şaşırtıcı olmaz...
Nicelik meselesi böyle... Peki nitelik meselesi ne durumda? Onu da bir sonraki yazımızda ele alalım...

Sabah.com.tr Uygulamamızı İndirin

Uygulamalara Özel Ayrıcalıkları Keşfedin!
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.