Türkiye'nin en iyi haber sitesi

HİLAL KAPLAN

Batı’nın delilik zırhı

Sesli dinlemek için tıklayınız.

ABD'de Trump'ın yeniden başkan seçilmesi sonrası, ABD ile Avrupa arasındaki gerilim uluslararası gündemin merkezindeki konulardan biri oldu. Buna bir de Avrupa'nın kendi içindeki tartışmaları, İngiltere'nin AB'den ayrılmasını ve AB üyesi ülkelerin kendi aralarındaki anlaşmazlıkları da ekleyince, Batı Bloku'nun soğuk savaştan sonra en çalkantılı zamanlardan geçtiğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Ancak bunun hiç yaşanmadığı ve tüm Batı Bloku'nun yekvücut olduğu bazı konular da var. Bunlardan en önemlisi, herhangi bir saldırıyı gerçekleştiren kişi Müslüman değilse, yaşanan olayı "psikolojisi bozuk bir vatandaşın eylemi" olarak görmek ve arkasında herhangi bir terör örgütünün olmadığını açıklamak.
Bu durumun son örneği 26 Mayıs'ta İngiltere'de yaşandı. Premier Lig şampiyonluğunu kutlamak için sokaklara dökülen taraftarlar, aralarına bir arabanın hızla girip onlarca kişiyi yaralayacağından habersizdi. Saldırganın kimliği kısa bir süre sonra ortaya çıktı: 52 yaşında, Liverpool'da yaşayan beyaz bir İngiliz. Hikâyenin bu kısmından sonrası oldukça tanıdıktı. İngiliz polisi, saldırının bir terör saldırısı olmadığını, arkasında herhangi bir yapılanma bulunmadığını söyledi.
İngiltere ile pek çok konuda farklı düşünen Almanya'da da durum bundan farklı değil. İngiltere'deki saldırıdan sadece üç gün önce, Almanya'nın Hamburg kentinde bir Alman kadın, elindeki bıçakla 18 kişiyi yaraladı. Saldırganın siyasi bir motivasyonu olmadığı ve akıl sağlığının yerinde bulunmadığı açıklandı.
İngiltere ve Almanya'da yaşanan bu saldırılara hem kamu otoritelerinin hem de medyanın verdiği tepkiler neredeyse bire bir aynıydı. Fransa'da 26 Nisan'da, sosyal medya hesabından canlı yayınla bir Müslüman'ı şehit eden katil Oliver H.'nin arkasında da bir "terör örgütü" bulunmadı.
Benzer bir durum, 11 Şubat 2025'te İsveç'te yaşandı. "İslam Karşıtlığı" başlıklı yazımda detaylıca anlattığım İsveç'in en büyük katliamı sonrasında da aynı tablo ortaya çıktı. Saldırgan terörist değildi, münzevi bir hayatı vardı, zaten ölmüştü; üzerinde daha fazla durmaya gerek yoktu.
İsveç gibi, ABD tarihinin en ölümcül kitlesel saldırısının yaşandığı 2017 yılında da benzer bir yaklaşım sergilendi. Las Vegas'ta 22 bin kişilik bir kitleye otomatik tüfeklerle saldıran, en az 58 kişiyi öldürüp 515 kişiyi yaralayan Stephen Paddock için de aynı yöntem uygulandı. Saldırgan intihar etmişti, saldırıyı kendi başına planlamıştı ve arkasında bir terör örgütü yoktu. Yine 2017 yılında, Kanada'da bir camiye saldırarak 6 Müslüman'ı şehit eden Alexandre Bissonnette, Batı medyasına göre bir "yalnız kurt"tu.
Benzer saldırıları Müslümanlar gerçekleştirdiğinde ise sonuç hemen belli: "Terör saldırısı." Bu ikiyüzlü tutum, 2011 yılında Norveç'te 77 kişiyi öldüren ve tüm dünyadaki beyaz üstünlükçü teröristlerin fikir babası olan Anders Behring Breivik örneğinde bile yaşanmıştı. O tarihlerde dahi Breivik'in akıl hastası olduğuna dair raporlar hazırlanmıştı.
Batı dünyasında sergilenen bu tutumun tek bir karşılığı var: Siyasetinden medyasına Batılı egemenler, İslam karşıtı ırkçı teröristlerin destekçisidir. Bu desteği ise bazen ülkelerindeki terör saldırılarını görmezden gelerek, bazen de meşrulaştırarak gösteriyorlar.

Sabah.com.tr Uygulamamızı İndirin

Uygulamalara Özel Ayrıcalıkları Keşfedin!
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.