Yeni bir yıl başlarken, çoğumuzun yaptığı ilk şey geriye bakmak oluyor. Bitirdiklerimize, yarım bıraktıklarımıza, cesaret edemediklerimize... Oysa asıl mesele devam etmek değil, nasıl başladığımızdır. Çünkü bazı başlangıçlar yalnızca bir hikâyeyi değil, bir ruh hâlini, bir dünyayı, hatta bir kaderi açar. Romanların ilk cümleleri bu yüzden önemlidir. Okuru içeri davet etmekten çok, onun elinden alışkanlıklarını alır. Daha ilk satırda sarsan, mesafe koyan, itiraf eden ya da zamanı kıran bu cümleler, metnin geri kalanının nasıl okunacağını sessizce fısıldar. Bazen bir ölümle, bazen bir böcekle, bazen eksik bir harfle başlar her şey.
Bu ay, edebiyatın en unutulmaz başlangıçlarından bazılarına bakalım. Ama onları "en güzel" ya da "en ünlü" oldukları için değil; başlangıç fikrini en radikal, en çarpıcı, en beklenmedik yerden kurdukları için bir araya getiriyorum. Çünkü bazı romanlar hikâyelerine başlamaz daha ilk cümlede okuru kendi dünyalarına mahkûm eder.
Yusuf Atılgan - Aylak Adam
"C.'yi tanıyorum." Yusuf Atılgan, daha ilk cümlede modern bireyin anonimleşmesini, silikleşmesini kurar. Başlangıç burada bir tanımlama değil, bir belirsizlik alanı açar. Okur, C.'yi tanımaya çalıştıkça onun dünyaya neden ait hissedemediğini fark eder.
Gabriel García Márquez - Yüzyıllık Yalnızlık
"Albay Aureliano Buendía, idam mangasının karşısında dururken, babasının onu buzları keşfetmeye götürdüğü uzak bir öğleden sonrayı hatırladı."
Bu cümle bir romanı değil, bir evreni açar. Gelecek (idam), geçmiş (çocukluk) ve şimdi aynı anda konuşur. Márquez, daha ilk satırda okura kronolojik bir hikâye anlatmayacağını bildirir. Başlangıç, burada olayları başlatmaz; kaderin döngüsünü kurar. Okur, roman boyunca bu ilk cümlenin yankısını duyar: Macondo'da zaman ilerlemez, tekrar eder.
Franz Kafka - Dönüşüm
"Gregor Samsa bir sabah bunaltıcı düşlerinden uyandığında, kendini yatağında kocaman bir böceğe dönüşmüş olarak buldu."
Edebiyat tarihinde çok az başlangıç okuru bu kadar hazırlıksız yakalamıştır. Kafka, ilk cümlede açıklama yapmaz, neden sormaz; yalnızca durumu bildirir. Başlangıç burada bir giriş değil, bir kopuştur. Okur, Gregor'un dönüşümünü anlamaya değil, onunla yaşamaya zorlanır. Roman ilerledikçe asıl tuhaf olanın böceğe dönüşmek değil, bu dönüşümün olağan karşılanması olduğu anlaşılır. Kafka'nın başlangıcı, hayatın en sarsıcı değişimlerinin çoğu zaman açıklamasız geldiğini hatırlatır.
Albert Camus - Yabancı
"Bugün annem öldü. Belki de dün, bilmiyorum."
Camus, büyük bir kayıpla başlar ama onu duygusuzlukla çerçeveler. Bu girişte kötü olan ölüm değil, ölümün neredeyse sıradan bir bilgi gibi aktarılmasıdır. Roman, okuru Meursault'nun dünyasına bir empati davetiyle değil, bir mesafe hissiyle sokar. İlk cümle, anlatıcının hayata karşı tavrını bütün çıplaklığıyla ortaya koyar.
Oğuz Atay - Tutunamayanlar
"Sonunda öldü."
Oğuz Atay, romanının daha ilk cümlesinde okurun elinden beklentiyi alır. Merak unsuru ortadan kalkmıştır; artık mesele "ne oldu?" değil, "neden oldu?" sorusudur. Tutunamayanlar, daha ilk satırda okuruna şunu söyler: Bu roman, hayata tutunamayanların nedenlerini anlatacak; sonuçları değil.
Waldo Sen Neden Burada Değilsin - İsmet Özel
"Dünyaya gelmek, bir saldırıya uğramaktır. Doğan bebek, havanın ciğerlerine olan saldırısının verdiği acıyla haykırır."
Özel'in başlangıcı, okura hikâye anlatma telaşında değildir. Aksine, okuru düşünmeye, rahatsız olmaya ve sorgulamaya davet eder. Doğan bebeğin haykırışı, yalnızca fiziksel bir acının değil, insanın dünyayla kurduğu problemli ilişkinin sembolüne dönüşür. İlk satırdan itibaren metnin tonunu belirleyen bu sertlik, kitabın tamamına yayılan düşünsel derinliğin de habercisidir.
George Orwell - 1984
"Nisan ayının soğuk bir günüydü ve saatler on üçü gösteriyordu."
Her şey neredeyse normaldir; ama küçük bir ayrıntı fazlasıyla yanlıştır. Saat on üçü göstermektedir. Orwell, distopyasını büyük felaketlerle değil, gündelik hayatın içindeki bir çatlakla açar. Bu başlangıç, okura bağırmaz; fısıldar. Ama o fısıltı roman boyunca büyür. Daha ilk cümlede, zamanın bile iktidarın kontrolünde olduğu bir dünyaya girildiği hissedilir.