Okuru yormam uzun cümleleri sevmem
Türk basın tarihinin çınarlarından Yavuz Donat, gazetecilik serüvenini anlattı: "Bugün medyada çok şey değişti. Sabah gazetesi hâlâ o eski gazetecilik damarını koruyor. Olayların ortasında olmak, tanıklık etmek ve gerçeği anlatmak. Sabah, halkının yanında durur ve toplumun değerleriyle asla kavga etmez. Biz gazeteciliğin masa başında değil sahada yapıldığına inanıyoruz. O yüzden Anadolu yollarındayız. Sabah hâlâ gazeteciliğin ayakta olduğu bir basın kuruluşudur. Her gün aynı heyecanla yazıyorum. Ben de bu gazetenin bir parçası olmaktan onur duyuyorum."
Yavuz Donat, Türk basın tarihinin son yarım yüzyılına tanıklık eden az sayıda gazeteciden biri. Son 10 yıldır her gün mutlaka bir kez Yavuz ağabey ile telefonla konuşuyoruz. Uzun yazılarını tartışıyoruz. Mesleğe yeni başlamış bir muhabir heyecanıyla köşesine sığdıramadığı olayları bana anlatıyor. "Sabah Yazarlar Buluşması" gezileri kapsamında Anadolu'nun birçok şehrine birlikte seyahat etme imkanı buldum. Ben sordum, Yavuz ağabey cevapladı...

Yavuz abi gazeteci olmaya nasıl karar verdiniz?
Gazeteci olmaya aslında lisede karar vermiştim. Üniversiteye başlayınca kader yavaş yavaş beni gazeteciliğe doğru yönlendirdi. Hatta bir ara gazetecilik heyecanı ile üniversiteyi bile bırakmayı düşünmüştüm. Ancak kendimi zorladım ve üniversiteyi bitirdim. O daktilo sesleri, matbaanın kokusu, baskı telaşı... İnsan bir kez başladı mı bırakamıyor. İyi ki başlamışım. Bu meslek bana ülkemin yakın tarihinin hikayesine şahitlik etmeyi ve hayatıma yön verecek birçok değerli insanla tanışmayı nasip etti.
SABAH ile yollarınız nasıl kesişti?
Çalıştığım gazete farklı bir isme satılmıştı. Çok tartışmalı bir isimdi ve benim de açıkçası canım sıkılmıştı bu duruma. Ben o dönemde Gençlerbirliği'nin yöneticisiydim. 1998 yılında bir maçta bana, bir Sabah yöneticisinden "Sabah'ta yazar mısın" teklifi geldi. Görüşmeler sonrası ardından imza attım. Rakip gazeteden gelen ısrarlara rağmen sözümden dönmedim. 65 yıllık meslek hayatımda hiçbir gazete ile para konuşmadım. Sadece işimi yapmaya çalışıyorum ve bu mesleği seçtiğim için çok mutluyum.

BU FORMATI BEN BULDUM
Diğer köşe yazarlarından farklı bir formatınız var. Bu yazı formatını nasıl buldunuz?
Ben bu yazma tarzını kimseden taklit etmedim. Bu tarz aslında kendiliğinden oluştu. Yıllar içinde bu format beni buldu desem daha doğru olur. Ben uzun cümleleri sevmem. Okuru çok yormamak lazım. Bazen bir düşünceyi tek cümleye sıkıştırmak sayfalarca yazı yazmaktan daha etkili olur. Ben yazarken konuşur gibi yazarım. Noktalama işaretlerini çok kullanarak yazıya netlik kazandırırım. Okur samimiyeti hemen hisseder. Bu yazı dili artık benim tarzım oldu
Bu yazı tarzınızı taklit eden oldu mu?
Olabilir, bu meslekten herkes birbirinden bir şey alır. Taklit eden varsa, demek ki iyi bir şeyler yapmışız. Ben kimseden kopya çekmedim ama herkesten bir şey öğrendim. Yazı dediğin birikim işidir.

FIRTINALI YILLARIN GAZETESİ
SABAH'taki yılların nasıl geçti?
SABAH Gazetesi, Türk medyasında yeni bir ses olarak doğdu... Hem de zor bir dönemde... 40 yıl... Değişik dönemler... Kenan Evren, Turgut Özal, Süleyman Demirel, Ahmet Necdet Sezer ve Recep Tayyip Erdoğan. 40 yılın büyük bölümünde ben de varım... 1998 sonundan bugüne... Çeyrek yüzyıldan fazla. Zaman su gibi akıp gidiyor. Bazen bir fırtına, sular dalgalanıyor, yatağından taşıyor, sel oluyor. Sonra fırtına duruyor ve yaşam normal akışına dönüyor. Siyasette de böyle değil mi? Darbeler, muhtıralar, siyasi yasaklar ve idamlar... 40 yıl boyunca SABAH da çok fırtına yaşadı...
Yavuz ağabey sizinle Anadolu'nun birçok şehrini gezdik. Hepimizden daha heyecanlıydınız...
Sevgili İsa, bu soruyu bana hep soruyorsun. Ben bu enerjiyi haberden alıyorum, sokaktan alıyorum. Bir kahvede oturup bir çay içsem, iki cümle duysam bana yetiyor. Bu meslek insana yaşama sebebi ve manevi tatmin verir. Her yeni bir hikaye, yeni yüz ve yeni bir ses. Bir de şunun altını çizmem lazım. Türk aydını, maalesef Ankara'nın doğusunu tanımıyor. Kışları İstanbul, Ankara... Yazları ise Bodrum, Kuşadası ve Alanya. Anadolu bambaşka bir yer. Bayburt'tan Şırnak'a, Trabzon'dan Erzurum'a karış karış Anadolu'yu dolaşıyorum. Orası paraya tapmayanların coğrafyası. Bu coğrafya beni mesleki açıdan tazeliyor.

Bu meslekte hangi dönemleri unutamıyorsunuz?
Darbe dönemleri hala hafızamda. 27 Mayıs, 12 Mart ve 12 Eylül. Gazetecilik yapmanın cesaret istediği yıllar. Özal dönemi. Değişim yılları o dönemi de unutamam. 1990'lar ayrı bir fırtına. Siyaset, medya, ordu ve ekonomi iç içe. Erbakan Hoca'nın başbakan olduğu dönemde ilk yurtdışı seyahatinde yanında bulunan tek gazeteci bendim. 28 Şubat darbesini Erbakan benden öğrendi. Dostluğumuz vefatına kadar devam etti. Vefatından önce son röportajı da bana vermişti. Recep Tayyip Erdoğan'ın da 2002 yılında tek başına iktidara geleceğini de ben yazmıştım. Başbakan olduğunda ilk beni davet etmişti. Bunlar benim için unutulmaz meslek anıları.

Gazete biter" diyorlar ne düşünüyorsunuz?
'Yazılı basın biter' diyenler dijital medyada ve TV'lerde manşetlerini gazetelere bakarak atıyorlar. Gazete bitseydi her sabah TV ekranlarında saatlerce gazete manşetleri okunmazdı. Teknoloji değişti ve elbette zorluklar var ama gazeteler okunmaya devam edecek. Bitti diyenlere şunu söylüyorum her zaman: Bakın biz hâlâ buradayız, hâlâ yazıyoruz ve hâlâ okuyorsunuz.
Okurlarımıza bir mesajınız var mı?
Bugün medyada çok şey değişti. SABAH gazetesi hâlâ o eski gazetecilik damarını koruyor. Olayların ortasında olmak, tanıklık etmek ve gerçeği anlatmak. SABAH, halkının yanında durur ve toplumun değerleriyle asla kavga etmez. Biz gazeteciliği masa basa başında değil sahada yapıldığına inanıyoruz. O yüzden Anadolu yollarındayız. SABAH hala gazeteciliğin ayakta olduğu bir basın kuruluşudur. Her gün aynı heyecanla yazıyorum. Ben de bu gazetenin bir parçası olmaktan onur duyuyorum.