Siber güvenlik ekosisteminin yerli ve milli teknolojilerle geliştirilmesine yönelik çalışmalar yapan Türkiye, bu kapsamda kurduğu Siber Güvenlik Başkanlığı ile önemli projelere imza atmaya hazırlanıyor. Peki bu projelerin ülke ekonomisine katkıları neler olacak? Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Türkiye Yazılım Meclisi Başkanı Ertan Barut, konuyla ilgili Sabah.com.tr'ye dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu.
YERLİ SİBER GÜVENLİK ÇÖZÜMLERİ, TÜRKİYE EKONOMİSİ İÇİN NASIL BİR KATALİZÖR İŞLEVİ GÖRÜYOR?
Siber güvenlik alanındaki politikalarını daha üst bir noktaya taşımak isteyen Türkiye; her türlü siber riski ortadan kaldırmaya yönelik sorumluluğu üstlenmesi ve bu alandaki yerli ve milli teknolojilerin gelişimine öncülük etmesi için 2025'in başında Cumhurbaşkanlığına bağlı Siber Güvenlik Başkanlığını kurdu. Böylece, Türkiye'nin halihazırda farklı kurumlar nezdinde sürdürülen siber güvenlik çalışmaları, tek bir kurumun çatısı altında koordine edilecek.
TOBB Türkiye Yazılım Meclisi Başkanı Ertan Barut, sürekli gelişme ve büyüme eğiliminde olan yerli siber güvenlik sektörünün, Türkiye'nin dijital ekonomisinde adeta bir "dinamo" rolü üstlendiğini belirterek, bu alandaki çözümlerin; yapay zekâ, bulut altyapıları ve veri analitiği gibi yenilikçi teknolojilerin gelişimini tetiklerken; işletmelerin ve kamu kurumlarının verimliliğini, rekabet gücünü ve karar alma hızını da artırdığını ifade etti.
"SİBER GÜVENLİK SEKTÖRÜ, YÜKSEK TEKNOLOJİ ODAKLI EKONOMİNİN ÖNÜNÜ AÇAN BİR KALDIRAÇ NİTELİĞİNDE"
Türkiye'de her yıl ortalama yüzde 15-18 seviyelerinde büyüyen siber güvenlik sektörünün; elli bin civarında nitelikli iş gücünü istihdam ettiğini ve milyonlarca kullanıcıya hizmet sunduğunu söyleyen Ertan Barut, sektörün yalnızca "siber saldırıları engelleme" fonksiyonuyla sınırlı olmayıp, aynı zamanda yüksek teknoloji odaklı ekonominin de önünü açan bir kaldıraç niteliğinde de olduğunu şu sözlerle ifade etti:
"Yerli ürün ve hizmetler sayesinde, dışa bağımlılık ve ithalat maliyetleri azalırken, kurumlar daha esnek, maliyet-etkin ve yerel ihtiyaçlara göre uyarlanabilen çözümlere erişebilmektedir. 2023 yılın ihracat verileri de siber güvenlik ihracatımızın yaklaşık %25 arttığına işaret ediyor; bu da Orta Doğu, Körfez Ülkeleri, Doğu Avrupa gibi pazarlardan gelen yoğun taleple örtüşmekte."
Yerli siber güvenlik çözümlerinin; yapay zekâ, büyük veri analitiği, yazılım mühendisliği gibi alanlarda Ar-Ge faaliyetlerini canlandırdığını belirten Barut, bu durumun Türkiye'nin uzun vadede teknolojiye dayalı büyüme hızını yükselttiğini ve katma değeri yüksek yeni ürünlerin piyasaya sürülmesini sağladığını ifade etti.
"TÜRKİYE, ULUSLARARASI ARENADA 'ROL MODEL' KONUMUNA ULAŞABİLECEK BİR POTANSİYELE SAHİP"
Barut, siber güvenliğin hem savunma hem de sivil alanda "katalizör" bir görev üstlenerek Türkiye'nin yüksek teknolojiye dayalı ekonomi modeline güçlü bir katkı yaptığını, şu sözlerle vurguladı: "Yurt dışı lisans ve bakım maliyetlerinin azalması sayesinde kurumlar tasarruf sağlıyor, ayrıca yerel firmalardan hızlı destek alarak esneklik kazanıyor. Böylece genel maliyet verimliliği artarken, rekabet gücü de yükseliyor."
Barut, siber güvenlik ekosistemin doğru şekilde desteklenmesi hâlinde; Türkiye'nin gerek iç pazarda gerekse uluslararası arenada "rol model" konumuna ulaşabilecek bir potansiyele sahip olduğunu söyledi.
SİBER GÜVENLİK ÇALIŞMALARI, ULUSAL GÜVENLİK VE EKONOMİK SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK AÇISINDAN NASIL BİR DENGE SAĞLIYOR?
Türkiye'de siber güvenliğin kritik altyapıları koruyan geniş bir ağ olarak konumlanmaya başladığını ifade eden Ertan Barut, "Özellikle savunma projelerinde yerli siber güvenlik teknolojilerinin kullanım oranı giderek yükselerek uluslararası yazılımlara olan bağımlılığımızı azaltmakta. Bu da hem hassas savunma verilerimizin kontrolünü elimizde tutmamızı sağlıyor hem de sektörel kaynakların yurt içinde kalmasına katkı sağlıyor." dedi.
Barut, savunma başta olmak üzere tüm kritik sektörlerdeki dijital altyapıların bir saldırıya uğraması durumunda oluşacak senaryoyu şu şekilde ifade etti:
"Olası bir siber saldırı, yalnızca operasyonel aksamalara değil, uzun vadede ekonomik çarkların da durma noktasına gelmesine neden olabilir. Örneğin bankacılık sistemimize yönelik koordineli bir siber saldırı, vatandaşlarımızın günlük işlemlerinden uluslararası finansal itibara kadar geniş bir yelpazede hasar yaratır. Keza enerji veya ulaşım ağlarındaki kesintiler, üretim hatlarından lojistik zincirlere kadar uzanan zincirleme bir etki doğurabilir. Dolayısıyla ulusal güvenlik boyutu, aslında ekonomik sürdürülebilirliğin de temelini oluşturmakta."
"YERLİ ÜRÜN VE HİZMETLERİ KULLANAN KURUMLARIN SALDIRILARA MÜDAHALE SÜRESİ KISALDI"
"Yerli siber güvenlik çözümlerinin sağladığı en büyük avantaj, 'hızlı müdahale ve tam hâkimiyet' imkânı sunmasıdır" diyen Barut, açıklamalarına şu sözlerle devam etti:
"2022-2023 yıllarında siber saldırılar Türkiye'de %60'a varan artış kaydederken, yerli ürün ve hizmetleri kullanan kurumların saldırıya müdahale süresinin kısaldığı ve yaşanan hasarı önemli ölçüde azalttığı tespit edildi. Bunun anlamı şudur: Olası bir kriz anında, dış destek beklemek yerine kendi uzmanlarımız ve kendi teknolojimizle çok daha seri şekilde karşılık verebiliyoruz."
Siber güvenliğin hem milli güvenlik hem de ekonomik sürdürülebilirlik bakımından "dengeli bir kalkınma" perspektifi sunduğunu söyleyen Barut, yerli çözümlerin devreye girmesiyle dışa bağımlılığın azaldığını, döviz çıkışının sınırlandığını ve Ar-Ge ve inovasyon harcamalarının doğrudan yerel ekosisteme yatırım olarak geri döndüğünü belirtti.
TÜRKİYE'NİN ULUSLARARASI PAZARDAKİ BAŞARISI İÇİN NE TÜR STRATEJİK HAMLELER YAPILABİLİR?
"Yerli siber güvenlik çözümlerinin uluslararası alanda gördüğü ilgi, 'güvenlik + diplomasi + ihracat' ekseninde önemli bir sinerji yaratıyor" diyen Barut, yerli çözümlerin; teknolojik işbirlikleri, ortak tatbikatlar, bilgi ve uzman değişimi gibi diplomatik "yumuşak güç" unsurlarını devreye soktuğunu dile getirdi.
Yazılım ve bilişim sektöründe son üç yılda kaydedilen yüzde 40'lık ihracat büyümesinde, siber güvenlik alt segmentinin payının giderek arttığına dikkat çeken Ertan Barut, 2023'te Orta Doğu, Orta Asya ve hatta Avrupa'dan gelen "ortak siber savunma projelerinin" veya "danışmanlık taleplerinin", sektörün küresel ölçekteki cazibesini daha da artırdığını söyledi.
"YATIRIM DOSTU BİR MEVZUAT, SEKTÖRÜN GELİŞİMİ AÇISINDAN HAYATİ ÖNEM TAŞIMAKTA"
Bu başarıyı sürdürebilmek için üç temel adımın kritik önem taşıdığını vurgulayan Barut, söz konusu adımları şu şekilde sıraladı:
"Birincisi, uluslararası standartlarla uyum. ISO 27001, Common Criteria ve NIST gibi sertifikasyonlar, küresel pazara erişimin olmazsa olmazı. İkincisi, Ar-Ge ve inovasyona yatırım. Yapay zekâ, kuantum şifreleme, makine öğrenmesi gibi ileri teknolojileri yakalamak. Üçüncüsü, yatırım dostu bir mevzuat. Yeni Siber Güvenlik Kanunu'nda yerli ve yabancı yatırımcıların önünü açacak, genç mühendislerin gelişimine net imkânlar sunacak, sektörü dinamik tutacak düzenlemelerin yapılması, sektörün gelişimi açısından hayati önem taşımaktadır."
"TÜRKİYE'Yİ BİR YETENEK ÇEKİM MERKEZİ HÂLİNE GETİRMELİYİZ"
Sektörün küresel ölçekte konumunu güçlendirmek için atılabilecek başka stratejik hamlelerin de bulunduğunu söyleyen Barut, şunları kaydetti:
"Örneğin, farklı dikey sektörlere odaklanan uzmanlaşmış çözümler geliştirmek – finans, sağlık, üretim ve telekom gibi alanlarda bütünleşik güvenlik paketleri sunmak – uluslararası pazarda rekabet üstünlüğü sağlayabilir. Yine, üniversite-sanayi işbirliğini daha ileri götürerek siber güvenlik uzmanı yetiştiren bölümler ve araştırma merkezleri kurmak; gerek mühendislik gerekse akademik tarafta Türkiye'yi bir yetenek çekim merkezi haline getirecektir. Bu çerçevede, Cyber Range (siber tatbikat platformları) ve test laboratuvarları gibi altyapılar, hem firmalarımızın hem de öğrencilerimizin gerçekçi senaryolar üzerinde çalışmasına olanak sağlayacak, uluslararası müşteri ve ortaklara güvenilir referanslar sunacaktır.
Ayrıca marka konumlandırması ve pazarlama stratejilerini güçlendirmek de kilit role sahip. RSA Conference, Black Hat gibi etkinliklerin yanı sıra bölgesel ve uluslararası teknoloji fuarlarına katılım, küresel ortaklıkların yolunu açacaktır. Akademik yayınlar ve araştırma projeleriyle adımızı duyurmak, 'Türk siber güvenlik' markasının özgün teknolojik çözümlerle birlikte anılmasını sağlayacaktır. Bölgesel iş birliklerini artırmak ve özellikle coğrafi yakınlığımız bulunan Körfez Ülkeleri, Orta Doğu, Orta Asya ve Avrupa pazarlarında uzun vadeli ortaklık modellerine yönelmek de Türkiye'nin siber güvenlik diplomasisini ve ihracat stratejisini kalıcı hale getirecektir."
KÜRESEL PAZARDA REKABETÇİ OLABİLMEK İÇİN NE TÜR ADIMLAR ATILMALI?
Barut, 2023 itibarıyla 170 milyar doları aşan küresel siber güvenlik pazarında Türkiye'nin daha fazla pay alabilmesi için öncelikle uluslararası standartlar ve sertifikasyon süreçlerinde güçlü bir konum elde etmesi gerektiğine dikkat çekti. Common Criteria, ISO 27001 ve NIST gibi belgelerin, firmaların küresel pazarda "ilk eleme" aşamalarını aşmasını kolaylaştırdığını belirten Barut, "Hem kamunun hem de özel sektörün bu sertifikasyonları teşvik edecek altyapı yatırımlarını hızlandırması, rakipler karşısında önemli bir avantaj sağlayacaktır." dedi.
Yapay zekâ temelli tehdit avı, kuantum şifreleme, bulut güvenliği gibi ileri teknolojilere odaklanan Ar-Ge yatırımlarının önemli olduğuna işaret eden Barut, şöyle konuştu:
"Devlet desteklerinin yanı sıra özel sektörün de risk sermayesi ve kuluçka merkezleri üzerinden yenilikçi girişimleri desteklemesi, ülkemize rekabet üstünlüğü kazandıracaktır. Ayrıca üniversite-sanayi iş birliğiyle ortak laboratuvarlar ve test merkezleri kurularak, kritik projelerde yerli uzmanların deneyim kazanması sağlanmalıdır."
"YABANCILAR TÜRK GENÇLERİNİN PEŞİNDELER"
Nitelikli insan kaynağı yetiştirmenin de bu stratejinin merkezinde yer aldığını belirten Barut, "Türkiye olarak 2030 yılına kadar en az 100 bin nitelikli siber güvenlik uzmanına ihtiyaç olacak. Bu hedefe ulaşabilmek için üniversitelerde lisans ve lisansüstü programları çeşitlendirmek, meslek liseleri ve sertifika programlarıyla sektöre daha hızlı uzman yetiştirmek ve özel sektörün sağlayacağı cazip kariyer koşullarıyla beyin göçünün önüne geçmemiz gerekmekte. Yabancılar Türk gençlerinin peşindeler. Bu nedenle etkin ve kalıcı politikalarla bu gençlerimize sahip çıkmalıyız. Yazılım Meclisi olarak bu konulardaki önerilerimizi birçok platformda dile getirmekteyiz." dedi.
"Markalaşma ve global görünürlük, Türk firmalarının dünya sahnesinde öne çıkmasını mümkün kılan bir başka unsurdur" diyen Barut, RSA Conference, Black Hat gibi uluslararası etkinliklerde daha fazla boy göstermenin "Türk siber güvenlik" markasının bilinirliğini artıracağını ifade etti. Barut, akademik yayınlarda, araştırma projelerinde ve sektör raporlarında yer almanın da Türkiye'nin bu alandaki uzmanlığını ve güvenilirliğinini perçinleyeceğini söyledi.
"SİBER GÜVENLİK BAŞKANLIĞI KURULMASI TARİHİ BİR ADIM"
Sektör olarak Siber Güvenlik Başkanlığı kurulmasını tarihi bir adım olarak gördüklerini söyleyen Ertan Barut, "Özellikle, milli güvenlik ve kritik altyapıların korunması açısından bir 'merkezi koordinasyon' yapının oluşacak olmasını önemsiyoruz. Bu yapı ve beraberinde yapılacak yasal düzenlemelerle ülkemizin savunma kapasitesi artacak, siber tehditler sivil ekosistemle koordineli biçimde takip edilebilecek, böylece kamunun ve özel sektörün güçlerini aynı hedefe yönlendirebilecek bir zemin olacaktır." dedi.
Barut, bu günlerde TBMM gündemine gelmesi beklenen Siber Güvenlik Kanunu taslağına ilişkin, "Sektörün gelişimi, büyümesi ve yatırım almasına yönelik hususlarda Yazılım Meclisi olarak düzenleme görüş ve önerilerimizi detaylı çalışarak ilgili makamlara ilettik. Bu düzenlemelerle yerli firmalarımızın Ar-Ge faaliyetlerine ivme kazandıracak teşviklerin de oluşması gerekmektedir. TOBB Yazılım Meclisi olarak, kanunda ve/veya sonrasında düzenlenecek usul ve esaslarla, "milli güvenlik, ekonomik ve de uluslararası rekabet gücü" boyutlarının birlikte gözetilmesi halinde inovasyonun hız kesmeden süreceğine inanmaktayız." ifadelerini kullandı.
TOBB Türkiye Yazılım Meclisi'nin bu konudaki çalışmalara katkı sunmaya ve görev almaya devam edeceğini bildiren Barut, hızla değişen tehdit ortamına karşı atıl kalmamak ve küresel rekabette geriye düşmemek için kanunun aralıklı olarak güncellenmesi ve sektörel komisyonlarla istişare halinde dinamik biçimde yenilenmesinin gerektiğini dile getirdi.