Artık hiçbir şey sadece 'izlenmiyor', deneyimleniyor. Jeff Bezos bizim iş dünyasındaki ağabeylerimizin en büyük rol modeli, 60'lık delikanlılar onu örnek alıyor.
Hadi siz de Jeff ile aynı festivalde eğlenin... Dünya öyle bir dönüşüm yaşıyor ki... Artık bir konsere ya da festivale sadece müzik dinlemek için bir sinema salonuna yalnızca film izlemek için girmiyoruz. Tek bir duyguyla tatmin olmuyoruz. İzlerken hissetmek, hissederken duymak, duyduğumuzu da görmek istiyoruz.

Yani artık sanat sadece sahnede değil bizim bedenimizde, duyularımızda, hatta sinir sistemimizde yaşansın istiyoruz. Kendimizi seyirci gibi değil, ritüelin parçası gibi konumlandırıyoruz. Bir film bizi sadece ekrandan izlettikçe değil, içine çektiğinde büyüleniyoruz. Bir konser sadece sanatçıya değil, kolektif ruha dönüştüğünde kalbimize dokunuyor. Çünkü çağ artık uyarılma çağı. Tek bir duyuya hitap eden şeyler hızla sıradanlaşıyor. Ne kadar çok duygu, katman ve his aynı anda tetiklenirse o kadar 'gerçek', o kadar 'bağlayıcı' geliyor. Gelin size dünya sahnesinden iki örnek vereyim. Dilerseniz bu yazım sonrası gidip yerinde deneyimleyebilirsiniz. İlk yazımda Meksika'dayız ikinci yazımda Londra'da.
DÜNYANIN YENİ SAHNESİ ONDALINDA
Artık dünya festival kültürü bambaşka bir yere evrildi. Burning Man gibi kalabalık, popüler ve herkesin erişimine açık etkinliklerden çok; daha seçkin, daha bilinçli, gerçekten bir topluluk ruhuyla kurulan ve herkesin davet almadığı özel komünite festivalleri yükseliyor.
İşte Ondalinda tam da bu dönüşümün ilham veren merkezlerinden biri.
Kasım ayında Meksika'da sıradanlara kapalı bir festival... 6-9 Kasım tarihlerinde Meksika'nın büyüleyici kıyılarında gerçekleşecek bu butik festival; 60'tan fazla ülkeden vizyoner sanatçıları, girişimcileri, yaratıcı liderleri, hayalperestleri bir araya getiriyor. Bu festivalin Jeff Bezos gibi isimlerle gündeme gelmesi tesadüf değil. Çünkü Ondalinda'ya sadece katılmıyorsunuz, bir 'enerji seçimi' yaptığınızı da ilan ediyorsunuz.
Burada müzik sadece dinlenmiyor, deneyimleniyor. Geleneksel halk müziklerinden dünya çapında elektronik DJ setlerine uzanan çok kültürlü ve çok boyutlu bir ses yolculuğu...

Her sahne, her ritim, kıtayla ruh arasında köprü kuruyor. Canlı enstrümanlarla elektronik ritimlerin buluştuğu bu deneyim, türlerin ötesinde bir duygu yaratıyor çünkü amaç bir eğlence değil, kolektif bir dönüşüm.
Bu bir festivalden ziyade; kültür, bilinç ve topluluk kavramlarının yüksek frekansta buluştuğu bir gerçeklik.
Dünyanın yeni 'deneyim ekonomisi' tam olarak buraya evriliyor: erişilebilirlik değil, niyet; kalabalık değil, kurucu bilinç; katılım değil, aidiyet konuşuluyor artık.
Meksika'daki Ondalinda bunun yaşayan en güçlü örneklerinden biri.
Şimdi bir baka sıradışı deneyime Londra'ya bakalım...
SADECE FİLM DEĞİL, BİR DUYGU RİTÜELİ İZLİYORUZ ARTIK
Londra'da bu yıl, "Home Alone in Concert" performansı tam da bu dönüşümün sembolü. Dev bir senfoni orkestrası sahnede canlı çalarken, perdeye efsanevi Evde Tek Başına filmi yansıyor. Yani siz filmi izlerken, arka fondaki müzikler hoparlörden değil, gerçek bir orkestranın nefesinden, yayından, titreşiminden geliyor.
Düşünsenize... Filmin o ikonik müziği kulaklığınızda değil, tam karşınızda canlı çalıyor.
Sahneden yayılan titreşim koltuğunuza, kalbinize, ruhunuza değiyor. Sinema perdesinin dışına taşan, sizi içine çeken çok duyulu (multi- sensory) bir deneyim.

Bu yalnızca nostalji değil çağın yeni ihtiyacı.
Çünkü dijital dünyayla birlikte beynimiz artık her beş saniyede bir dopamin ya da serotonin salgılamaya alışmış durumda. Normal olanı değil, uyarılmayı arıyor. Sadece görmek değil, hissetmek istiyor. Tek düzlem yetmiyor duymak, titreşimi hissetmek, anın içine çekilmek gerekiyor.
İşte yeni nesil etkinlikler tam bu yüzden yükseliyor. Ve bence çok değil, birkaç yıl sonra artık 'film izlemek' bile bu etkileşimi sunmuyorsa demode kabul edilecek.
Artık mesele ne izlediğimiz değil; nasıl hissettirildiğimiz.
Konu Jeff'den açılmışken...
"Jeff Bezos festivallerde, peki bize nasip olur mu böyle bir hayat?" der gibisiniz. Olur elbet! Ama biraz sabır gençler. "Sabır" kelimesi bugün neredeyse antika bir kavram gibi algılanıyor.
Sanki sabretmek demek geri kalmakmış gibi.

"Sıramı mı bekleyeceğim yani? Ne sabrı ya?" Gen Z zihni bugün bu kadar net, bu kadar isyankâr. Ve haksız da değiller zira her şey hızlandı, her şey bize "Hemen şimdi" vaad ediyor. Ama tam da bu hız çağında Jeff Bezos'un yeni nesle verdiği mesaj çok çarpıcı son okuduğum makalesinde:
"Sabırdan utanmayın." Bezos diyor ki: Bill Gates, Mark Zuckerberg gibi 19 yaşında okulu bırakıp şirket kurup dünyayı değiştirenler efsanevi örneklerdir ama istisnadır. Kural değildir. Ve gençlere aslında şunu fısıldıyor:
"Evet risk alın. Ama önce zemin inşa edin. Sabırla altyapı kurun. Çünkü hazırlıksız hız, uçurumdur." Bugünün gençliği tutkudan yana eksik değil ama bazen zamansız özgüvenden fazla.
Sabretmek geri kalmak değil; güç biriktirmektir.
Bezos bu yüzden Gen Z'ye "Daha yavaşlayın" demiyor "Daha bilinçli hızlanın" diyor.
Çünkü sabır pasif bir şey değildir. Sabır stratejik bir güçtür. Sabretmek demek beklemek değil, hazırlanmak demektir.
Network kurmak, duygusal dayanıklılık geliştirmek, dünyayı okumak, riskin matematiğini çözmek demektir.
Jeff Bezos Amazon'u kurduğunda 30 yaşındaydı.
O, 30 yaşa gelene kadar sistemin nasıl çalıştığını öğrendi. Şirket yönetmeyi değil insan yönetmeyi, kriz yönetmeyi, fırsat yönetmeyi öğrendi.
Ve aslında şu soruyu soruyor bize: "Sistemi bilmeden sistemi nasıl yıkacaksın?"
Şimdi çok açık konuşalım Gen Z'ye: Hayalleriniz büyük olsun, sakın küçültmeyin. Ama zemini olmayan cesaret, girişim değil kırılma riskidir. Hızlı olmak sizi lider yapmaz. Hazırlıklı olmak yapar. Sabır artık nostaljik değil stratejik bir güç. Ve Bezos'un söylediği her şey tam olarak bunun üzerine kurulu.
Sabır arkadaşlar sabır.